Ana Sayfaİş AraPersonel AraİşverenlerKariyer MerkeziHakkımızda
 
Üye Ol Bireysel Üye OlKurumsal Üye OlBireysel Üye Ol
Kariyer Merkezi
Advertisement
 
Bölüm : İş Pozisyonu : Tarih : » Detaylı Arama
DOÇ. DR.UĞUR DOĞAN - YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ HARİTA MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ
ImageYıldız Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliği Bölümü Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Uğur Doğan ile YTÜ Harita Mühendisliği Bölümü, Eğitim Sistemi, Harita Sektörü hakkında konuştuk.

Kendinizden kısaca bahseder misiniz?

1993 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği bölümünden bölüm birincisi olarak mezun oldum ve ardından 1994 yılında yüksek lisansa başladım. Ayrıca, lisans deneyimim boyunca özel bir şirkette çalışarak pratik olarak da birçok mesleki uygulamanın içerisinde bulundum. 1996 yılında yüksek lisanstan birinci olarak mezun olduğumdan dolayı Türk Eğitim Vakfı tarafından Türkiye’de yüksek lisans onur ödülüne layık görüldüm ve doktora eğitimim boyumca da Türk Eğitim Vakfı tarafından desteklendim. 1995–2002 yılları arasında bölümümüzün Jeodezi Anabilim dalında araştırma görevlisi olarak çalıştım. 2002 yılında doktora çalışmamı tamamladım. Bu arada 2001 yılında Alman hükümetinin verdiği DAAD bursunu alarak Darmstadt Teknik Üniversitesi’nde 4 aylık bir araştırma çalışmasında bulundum. Daha sonra TUBİTAK’ın doktora yapan öğrencilere verdiği bursu almaya hak kazandım. TUBİTAK araştırma bursu ile Kanada’ya giderek Calgary Üniversitesinde yaklaşık olarak 1 yıl ve 2005’de tekrar DAAD bursunu alarak Almanya’da yine 3 aylık bir araştırma çalışmasının içinde bulundum. Yıldız Teknik Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü Jeodezi Anabilim Dalı’nda Doçent olarak ve aynı zamanda Bölüm Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktayım. Evliyim, bir kızım var. Eşim de akademisyen o da Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya bölümünde görev yapmaktadır.

Bölümünüzün MÜDEK Akreditasyonu gerçekleşti, 1989’dan bu yana baktığınızda ne gibi eksikliklerin giderildiğini ve hala ne gibi eksikliklerin devam ettiğini söyleyebilirsiniz?

“Gönlümden geçen bir GPS ve jeodinamik bir laboratuar kurmak.”

Gelişen teknolojinin mesleğimizi çok fazla etkilemesinden dolayı, bizim okuduğumuz zamandaki eğitim sistemi ile şimdiki eğitim sistemi çok farklılık göstermektedir. Örneğin bizim zamanımızda GPS ve GIS konuları bölümümüzün eğitim programlarında ders olarak yoktu. Öncelikle, MÜDEK kapsamı sayesinde, bölümümüzün kurulumundan itibaren gerek eğitim altyapısı olsun gerek de akademik kadrosu ile birlikte araştırma alt yapısı arşivlenmiş durumdadır. Aslında MÜDEK’ e kadar böyle düzenli bir arşivimiz ve ondan da önemlisi bir stratejimiz yoktu. Bu bakımdan, MÜDEK sayesinde bölüm olarak misyonumuzu, vizyonumuzu belirleyerek strateji planımızı da oluşturmuş olduk. Şu anda eğitim ve bilimsel araştırma alanlarında ülkemizin neresindeyiz ve gelecekte nerede olacağız sorularını sorduğumuz zaman hedeflerimiz de ortaya koymuş oluyoruz. Bu açıdan baktığımız zaman bölümümüzün bundan sonraki ilerlemesinde bu sürecin çok büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum. Çünkü bir kurumun kurumsal kimliğini kazanabilmesi için mutlaka hedeflerini ortaya koyması ve stratejik planını yapması gerekiyor. Şimdiye kadar, bunlar hep eksikti ve MÜDEK ile bu kazanımları sağlamış olduk.

Diğer bir önemli çalışma da, mezunlarımız yani özel firmalardaki meslektaşlarımız ile işbirliği alt yapısının kurulmuş olmasıdır. Bu sayede mezunlarımızın nerelerde görevli olduğunu tabi biliyoruz ama bu bilgileri arşivleme fırsatı yakalamış olduk. En büyük problemlerimizden biri mekân problemi. Laboratuar koşullarının daha da iyileştirilmesi gerekiyor.  Gönlümden geçen ise bir GPS ve jeodinamik laboratuarı kurmak ve jeodezi alanında çalışmayı düşünen tüm öğrenci arkadaşlarımızı ya da bu alanda yüksek lisans ve doktora yapacak öğrencilerimize bu laboratuarda destek vermek. Ancak mekân problemlerine karşın bölüm olarak gerçekten ülkemizin standartlarına göre iyi bir eğitim verdiğimize inanıyorum.

“Yeterli araştırma görevlisi yok, öğrenci sayısı fazla.”

Bir diğer problemlerden biri de öğrenci sayımızın çok olmasıdır. Gece ve gündüz programına yaklaşık olarak 80’er kişi alıyoruz. Böyle olduğu zaman hem akademisyenler açısından, hem de öğrenci açısından büyük sorunlar meydana geliyor. Bir öğrenci bir dersi aldığı zaman dersi veren öğretim üyesi dönem boyunca o ders ile ilgili projeler vermeli, küçük ödevler hazırlatmalı; bu sadece konuyu araştırması anlamında değil o konuyla ilgili uygulama yapması ve böylece eksikliklerini tamamlaması anlamındadır. Böyle olduğu zaman öğrencinin başarısının artmasına ve o dersi daha iyi anlamasına katkı sağlamış olursunuz. İşte öğrenci sayısının çok olmasından dolayı çoğu zaman ödev verilemiyor. Ödev verilince, verilen ödevlerin kontrol edilmesi ve onlar tekrar düzeltilmiş olarak öğrenciye geri verilmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde olursa yapılan iş tamamlanmış olur. Bazı derslerde araştırma görevlisi arkadaşların desteği ile ödevler veriliyor, tabi bu arkadaşların sayısı da az olunca her ders için bunları gerçekleştirmek hiç kolay olmuyor.

İnteraktif bir ders işleme ortamının oluştuğunu düşünüyor musunuz?

Öğrencilerin birçoğu sadece dersi gelip dinlemekle geçiriyorlar ve hiç soru sormuyorlar. Hâlbuki kafalarındaki her türlü soruları sormalarını ve aslında problemleri mühendislik bakış açısıyla çözen öğrenciler yetiştirmek istiyoruz. Yaratıcı, sorgulayıcı ve girişimci öğrenciler olmalı. Her biri birer mühendis adayı olan öğrencilerimizin bir şeyi hemen kabul etmeden önce konunun içindeki sorunlar fark etmeli ve aynı zamanda da ortak çalışmaya yatkın olmalılar. Özellikle kontrol mühendisliği yapan ve diğer görevleri üstlenen arkadaşlarımız etik değerlere sahip çıkmalı ve mutlaka bilim ve teknolojiyi takip ederek, ondan doğru bir şekilde yararlanmasını bilmeliler. Ayrıca konuları ile ilgili araştırma da yapabilmeliler. Bu bakımdan bakınca öğrencilerimizin birçoğu kütüphaneye gitmiyorlar. Belki biz de yönlendirmiyor olabiliriz ama her şeyi hocalarından beklememeliler. Biz sadece öğrencilere bu bilginin nerede olduğunu gösteren yol gösterici haritalarını verebiliyoruz ama bunların üzerine yeni bir şeyler katmalarının tamamen onların elinde olduğunu düşünüyorum.

Araştırma eksikliği konusunda İngilizce yeterliliğinin olmaması etken olabilir mi?

Bir mühendisi geliştiren en önemli etmenlerden birisi de yabancı dil.”

Yabancı dilden kaçmak içinde yaşadığımız yüzyılda artık geri kalmışlık olur ve araştırma yapmak için olmazsa olmaz parametrelerden biridir. Bundan dolayı, bir mühendisi geliştiren en önemli etmenlerden birisi de yabancı dil olduğunu düşünüyorum. Bu konuda eksiklikler olabilir ama bunları zaman kaybetmeden tamamlamalı ve sürekli olarak geliştirmeliyiz. İyi bir yabancı dil bilgisi, sadece iş bulmak için değil aynı zamanda mesleğimizde ki yeni gelişmeleri daha iyi takip etmek açısından da büyük önem taşımaktadır.

Bir öğrencinin Jeodezi Ana Bilim Dalı’nda doktora veya lisansüstü düşünebilmesi için hangi yetilerinin olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Yüksek lisans, doktora yapacak öğrenciler jeodeziyi sevmekten çok bilimsel araştırmayı da sevmeliler.”

Jeodezi matematiğin en çok kullanıldığı bilim dallarından biridir. Jeodezinin teoride kalmasından dolayı öğrenciyi bu alanda yüksek lisansa çok çekemiyoruz sanırım. Ayrıca yapılan çalışmaların istatistik olarak test edilmesi, analiz edilmesi ve yorumlanması jeodezik çalışmaları tanımlamaktadır. Bizim istediğimiz, bu dalı seçen yüksek lisans, doktora yapacak öğrencilerimizin mutlaka bu işi ve bilimsel araştırmayı birlikte sevmeleri gerekiyor. Yani jeodeziyi sevmekten çok bilimsel araştırmayı da sevmeliler diye düşünüyorum. Bunu bir yük olarak görmemeliler ve hangi konuda uzmanlaşmak istiyorlarsa konu ile ilgili sürekli okumalı ve araştırma yapmalılar.

Tabi araştırma yapmaları için yine az önce konuştuğumuz soruna geliyoruz İngilizce bilgisine sahip olmalılar. Çünkü doktora ve yüksek lisans yapıyorsanız sadece Türkçe kaynaklardan yararlanmak yeterli olmuyor ve bundan dolayı da belirli ölçüde yabancı dil bilgisi istiyoruz. Aklı başında ve dürüst olsun “hocam ben sizinle bu çalışmayı yapmak istiyorum, şu konuda bir çalışma yapacağım veya ne yapabilirim” diye taleplerde bulunsunlar biz böyle istekli öğrencilerimiz ile her konuda konuşmaya ve onları yönlendirmeye açığız. Ayrıca yaptığımız bilimsel çalışmalar ile onları yurt dışına da yönlendirebiliriz.

Bir lisansüstü öğrencisinin aynı zamanda bir yerde çalışması mümkün müdür?

Lisansüstü öğrencileri ailelerine yük olmak istemedikleri için çalışmaları gerektiğini her zaman söylüyorlar. Bundan dolayı da, yüksek lisans yapmaya geldikleri zaman onların kendi ayakları üzerinde durabilecek bir mekanizmanın içerisinde olmaları gerekiyor. Bunun iki yolu var. Birincisi özel şirketlerde veya kamu kurumlarında kendi mesleklerine ilişkin veya farklı alanlarda çalışabilirler. İkincisi ise, bizim çalıştırmamız gereken en önemli mekanizma, öğrencilerimizi maaşlı olarak projelerde çalıştırmak veya araştırma görevlisi bölümümüze almaktır. Yüksek lisans ve doktora çalışmaları süresince burada araştırma görevlisi olarak çalışıp daha sonra da bilimsel çalışmalarının yeterliliği varsa ve istenilen düzeyde çalışmalarını yürütebiliyorlarsa da üniversitede kariyer yapmalarına teşvik etmek gerekiyor. Öğrencilerimiz dışarıda çalıştıkları zaman ise adaptasyonda ve dolayısı ile de bilimsel çalışmalara zaman ayırmada problem yaşayabiliyorlar.

Yüksek Lisans Programını biraz açar mısınız?

“Uzman mühendislik kavramları geliyor artık, bunu düşündüğünüz zaman yüksek lisans yapan kişiler tabii ki lisans yapanlardan daha avantajlı bir duruma gelecekler.”

Yüksek lisan eğitiminde öğrencilerimiz derslerini seçmektedirler. Hangi programa girdiyseniz o programla ilgili 24 kredilik ders ve bir de seminer dersi seçmeniz gerekiyor. Lisans eğitimi gibi haftalık ders programı yapılıyor. Ders aşamasını tamamlayan öğrenciler ise tez aşamasına geçiyorlar. Öğrenci danışmanı ile birlikte hangi konuda tez yapmak istiyorsa onu belirliyor ve yaklaşık bir yıl süren bir zaman aralığında tez çalışmasını bitirerek yüksek lisans eğitimini tamamlamış oluyor. Ben öğrencilerimizin yüksek lisans yapmalarını tercih ediyorum. Uzman mühendislik kavramını düşündüğünüz zaman yüksek lisans yapan kişiler tabii ki lisans yapanlardan daha avantajlı bir duruma geleceklerdir. Bu nedenle de özellikle yüksek lisans eğitimini almalarını isterim. Özellikle okul başarısı ve yabancı dil durumu da yüksek olan öğrencilerin mutlaka yapmalarını öneriyorum.

Kişisel olarak üzerinde durduğunuz işler veya gelecekte düşündüğünüz projeler nelerdir?

“Çalışmalarıma hep öğrencilerimi kanalize etmeye çalıştım.”

Yıldız Teknik Üniversitesi olarak 17 Ağustos 1999 İzmit depremden sonra 2003 yılında TUBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM), Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü ile birlikte bir TUBİTAK projesine başladık. Tüm Marmara’da Çanakkale’den Ankara’ ya, Bursa’dan Şile’ye kadar yaklaşık 50 noktada 6 ayda bir sürekli GPS kampanyaları ve belirli noktalarda da gravite ölçümleri gerçekleştirdik. Bu proje ile Marmara Bölgesi’nde depremden sonra ilk defa tekrarlı gravite çalışmaları gerçekleşmiş ve yeni gelişen teknoloji ile yer kabuğu hareketlerinin belirlenmesinde deprem çalışmalarına katkı sağlanmıştır. 

Yaptığımız bu çalışmaların çıktıları geçen Ağustos ayında bir uluslararası dergide yayımlandı ve bundan sonraki birçok bilimsel çalışmaya da altlık oldu. Bunun yanında, TUBİTAK-MAM Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü, Afet İşleri Genel müdürlüğü ve 14 üniversitenin de katıldığı büyük bir proje 2006 yılında başlatıldı. Türkiye’de deprem ile ilgili olarak şu ana kadar yapılan çalışmalar içerisinde, deprem tehlikesinin tanımlanmasına yönelik olarak farklı kuruluş ve araştırmacılar tarafından ve ülkemizin deprem riski yüksek bölgelerinin güncel tekniklerle izlenmesi açısından önemli olan ve en büyük ölçekli gerçekleştirilen projelerden biridir. Yıldız Teknik Üniversitesi olarak Marmara Bölgesi ayağını oluşturmak üzere bu projede yer almış durumdayız. Bu çalışmalara hep öğrencilerimizi kanalize ettik. Örneğin bütün kampanya çalışmalarımda öğrencileri almaya özen gösterdim. Başlangıçta bunun tepkilerini de aldım, öğrencilere ne kadar güveniyorsunuz, öğrenciyle bu işi nasıl yapacaksın gibi, fakat bence güvenmek gerekiyordu. Öğrencilerimize de bu bilinci verdikten sonra çok güzel sonuçlar ortaya çıktı. Onun dışında, ana bilim dalımızda da bilimsel anlamda yapılan pek çok projeler bulunmaktadır.

GPS’in geleceği ile ve kullanım alanları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

“GPS için en büyük gelişme mutlak anlamda santimetre düzeyinde doğruluk belirlenmesi olur.”

GPS in ilk kuruluş amacına baktığımız zaman askeri amaçlı olduğunu görüyoruz. Yaklaşık son 10 senede sivil kullanıcıların da yoğun olarak kullandığı bir sistem haline geldi. Örneğin nesli tükenen hayvanların izlenmesi, uçakların pistlerde rahatlıkla iniş kalkış yapabilmeleri, boğaz hatlarında özellikle gemilerin hiçbir yere çarpmadan, düzgün bir şekilde hareket etmeleri sağlanacak bir navigasyon sisteminin kurulması gibi birçok alanda da kullanılmaya devam etmektedir.

“Sigorta şirketleri yurt dışında GPS kullanıyorlar.”

Sigorta şirketleri yurt dışında GPS kullanıyorlar. Örneğin arabalara sigorta yaparken çalınmaya karşı tüketiciye bildirmeden arabanın içerisine bir GPS alıcısı yerleştiriyor ve sürekli olarak arabanız izleniyor. Araba çalındığı zaman rahatlıkla bulabilmeyi hedefliyorlar. Kısaca, GPS’in sadece mühendislik çalışmalarında değil, diğer alanlarda da farklı disiplinler de dâhil olmak üzere geniş bir şekilde kullanımına devam edilmektedir.

GPS jeodezik açıdan da mesleğimize çok büyük katkılar sağladı ve özellikle son zamanlardaki GPS ağlarının oluşturulması ve bu ağların sıklaştırılması konusunda ve bunların jeodezi problemlerinde kullanılabilir hale gelmesi, yer kabuğu hareketlerinin belirlenmesi, mühendislik yapılarının deformasyonlarının ölçülmesi (baraj, köprü gibi) gibi konularda da aktif olarak rol aldığı görülmektedir. GPS ile elde edilen doğruluğa mutlak anlamda baktığımız zaman istenilen hedefe yaklaşılamamıştır. Tek bir alıcıyı tek bir noktaya koyduğun zaman elde edeceğiniz doğruluk jeodezik çalışmalarda kullanılmak üzere şu anda yeterli değildir.

Bunu bağıl konum belirleyerek iki noktaya iki alıcıya bağlı olarak baz belirleyerek, bazın doğruluğuna, ölçü süresine ve modellemelere bağlı olarak milimetre hassasiyetini sağlayabiliyoruz. GPS için en büyük gelişme mutlak anlamda santimetre düzeyinde doğruluk belirlenmesidir. Bu tür çalışmalar hala devam ediyor. Tabi mutlak anlamda santimetre düzeyinde belirleme işi belki realtime anlamında olacak ve gerçek zamanda bir aleti bir yere kurduğunda direk santimetre olarak konumu belirlenebilecektir.

Bir de bu işin yazılım ve donanım kısımları bulunmaktadır. Donanıma baktığın zaman son yıllardaki alıcıların boyutları küçülmeye başladı. İlk piyasaya çıkan GPS alıcıları çok ağır, taşıması ve kullanımı zordu, ama son teknolojide çıkan GPS alıcıları daha modern daha küçük modeller olarak kullanılmaya başlandı. Bu alıcıların fiyatları gelecekte ucuzlayacak ve her insanın ayrılmaz bir parçası haline gelecektir. Bazı cep telefonlarına ve saatlere GPS alıcıları yerleştirildi ve yoğun olarak insanlar yön bulma amaçlı olarak kullanmaya başladılar. Ayrıca, otomobillerde GPS bir navigasyon aracı olarak kullanılmaya başlandı. İleride tüm araçlarda normal donanım olarak görmeye başlayacağız. Yazılım tarafında ise, GPS elde edilen dataların doğruluğunu artıracak yönde, birçok modelleme yapabilen algoritmalar geliştirilmekte ve bunlar birçok ticari yazılımlarda da kullanılmaktadır. Ticari yazılımlara baktığımda ise hep akademik yazılımlara yaklaşma çabasını görüyorum. Bilinmeyen parametrenin kestirimine yönelik çözümlemelerinde de iyi ilerlemeler kaydedildi. Ormanlık ve yoğun binaların bulunduğu alanlarda, tüneller gibi kapalı alanlarda GPS’in kullanılmasında sorunlar devam etmektedir. Bu gibi alanlarda GPS’in kullanılabilirliği araştırılıyor ve yakın bir zamanda bu sorunu da çözeceklerine inanıyorum. Bu çalışmalar aktif olarak devam ediyor.

Bir diğer GPS’ in en önemli katkısı da yeni bir frekans olacaktır. GPS’in şu anda iki tane frekansı bulunmaktadır. Yakın bir zamanda L5 diye bir frekansın gelmesi bekleniyor. Bu frekans doğruluğumuzu arttıracak farklı çözümleme ve modellemeler yapmamıza katkı sağlayacaktır. Yakın bir gelecekte GALILEO da kullanılmaya başlandığı zaman, GLONASS ve GPS gibi üçlü bir global navigasyon uydu sistemi içerinde bulunacağız. Tüm bu sistemlerden yararlanmak için de alıcıların bunlara uyumlu ve çok kanallı olması gerekmektedir.

Türkiye genelinde Jeodezik ağ çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?

“Ağ kurmaktan çok o ağı yaşatmak lazım.”

Türkiye genelinde jeodezik ağlarla ilgili son çalışmalardan bir tanesi TUTGA 1999A (Türkiye Ulusal Temel GPS Ağı–1999) projesidir. Bu Türkiye açısından çok önemli bir çalışmadır. Bu ağ Türkiye’de jeodezik çalışmalara katkı sağlamak amacıyla Harita Genel Komutanlığı ile Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’ nün ortaklaşa yürüttüğü bir proje ile gerçekleştirilmiştir.

Eski ülke koordinat sistemimizdeki problemlerden ve GPS teknolojisinin de kullanılmaya başlanmasından dolayı Türkiye’ de böyle bir ağ kurmaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu yaklaşık 700 noktadan oluşan bir ağ olarak yerleştirildi ve 2005’ de çıkan yeni yönetmelikle de GPS ile ilgili olan tüm mühendislik çalışmalarının TUTGA’ ya bağlanma şartı getirildi. TUTGA noktalarının arası yaklaşık 60–70 km uzunluktaki olduğundan dolayı bu ağ direk olarak mühendislik çalışmalarında kullanılabilmesi için sıklaştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Yeni çıkan yönetmelikle bu sıklaştırma problemi uygulayıcılar tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmalar, GPS konusunda uzman olmayan kişiler tarafından yapılır ve kontrol edilirse ileride birçok problem ile karşı karşıya kalabiliriz. Ayrıca, TUTGA üç boyutlu bir referans ağ yapısına sahip olmasına karşın, üç boyutlu çalışamıyoruz. Bunun en büyük nedeni istenilen doğrulukta ülkemizin bir jeoitinin bulunmamasıdır. Bundan dolayı her zaman GPS ile elde edilen koordinatları ülke sistemine iki boyutlu bir dönüşüm ile gerçekleştiriyor ve üçüncü boyutu ayrı ele alıyoruz. Bunun yanında bölgesel anlamda Tektonik çalışmalarına katkı sağlamak için kullanılan ağlar da kurulmuştur ve bunlardan biri de Marmara GPS Ağı (MAGNET) dır. Bu ağ jeodezik olarak da kullanılabilir ama daha çok yer kabuğu hareketlerinin izlenmesine yönelik olarak konumlandırılmıştır.

Bu arada TUSAGA-AKTİF olarak adlandırılan bir ağ kurma çalışması başlatılmıştır. Bu ağ ile Türkiye’de aktif sabit istasyonların sayıları arttırılmaya başlandı. Ülkemiz açısından iyi bir çalışma fakat söylediğim gibi problemleri hep göz önüne almalıyız. Ağ kurmaktan çok o ağı yaşatmak lazım. O ağı yaşatmanın yolu da o ağı kullanmak ve o ağı kontrol etmekten geçer.

Deprem çalışmalarında haritacıların yeri nedir?

Televizyona baktığımız zaman pek çok deprem uzmanı konuşma yapıyor, şu ana kadar hiç jeodezici çıkıp da daha konuşma yapmadı. Hâlbuki ölçümlerde en aktif rol alan jeodezicilerdir.”

Deprem çalışmalarında GPS’in kullanımı ile Jeodezicilerin bu alana katkıları artmaya başladı. Sadece yer kabuğu hareketlerinin belirlenmesi için deformasyon anlamında değil aynı zamanda depremle ilgili deprem risk haritaları ve afet bilgi sistemleri de oluşturulmaya başlandı. Her şey, deprem anını yakalamaktan çok, deprem olduktan sonra ne yapılacağının belirlenmesi için alınacak önlemlere ve uygulanacak stratejilere ilişkin bütün mekanizmaların kurulması gerekiyordu. GIS dediğimiz parametre burada çok işe yaradı ve depremin diğer önemli kollarından biri olan bu çalışmalar jeodezicilerin büyük katkıları ile gerçekleşmektedir.

Diğer tarafından baktığımız zaman, depremlerin yol açtığı deformasyonların yeryüzündeki değişmelerini belirlemede GPS’ i en aktif olarak kullanan, koordinat sistemlerini çok iyi bilen ve bu ölçüleri en iyi şekilde analiz eden mühendis grubu jeodeziciler görünüyor. Tabi bunun yanında farklı disiplinlerde aktif olarak GPS’ i kullanıyorlar. Fakat Jeodeziciler mühendislikler içinde GPS ile ilgili eğitim alan tek mühendis dalı olarak görünüyor. Diğer taraftan bakıldığında, jeodeziciler deprem çalışmalarında ölçümleri yapıyor, değerlendiriyor, analizleri çok iyi yapıyor ve deformasyonları buluyor ama yorumlamada da eksiklikler ortaya çıkıyor. Bundan dolayı yerkabuğu hakkında uzman olan jeolog, jeofizikçi gibi farklı disiplinlerle ortak çalışmamız gerekmektedir. Böylece bu konudaki eksiklerimizi birbirlerimize yardımcı olarak tamamlayabiliriz.

Genel olarak televizyonlarda pek çok deprem uzmanı konuşma yapıyor ve şu ana kadar hiç jeodezici bu konularda çıkıp da konuşma yapmadı. Hâlbuki ölçümlerde en aktif rol alan jeodezicilerdir. Söz sahibi olanların içerisinde jeodezicilerin de olması gerekiyor. Jeodeziciler ölçmeler yapmadan bu konularda tahminler yapabilecek bir mühendislik dalı değildir.

Röportaj:  Sencer Girgin – Çiğdem Eren

 
Sonraki
İş arayan ve İş verenlerin yaptığı tüm işlemler ücretsizdir. HaritaKariyer iş ilanı ekleyen veya iş arayan kişilerden hiç bir ad altında ücret talep etmez. HaritaKariyer'in ilan sahipleriyle hiç bir bağlantısı olmadığı gibi, yayınlanan ilanların doğruluğu da taahhüt edilmez. HaritaKariyer sadece ilanların yayınlanmasını sağlamaktadır.